Kategori: HABERLER

Mersin İl Başkanlığı’ndan Duyuru…

MERKEZ PARTİ MERSİN İL BAŞKANIMIZ SAYIN Ali DEĞİRMENCİ’NİN DAVET MESAJI ;

DEĞERLİ GÖNÜLDAŞLARIM,

ÜLKE OLARAK BİRLİK VE BERABERLİĞE İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ ŞU GÜNLERDE SİZ PARTİLİ AİLEMİZİN BİR ARAYA GELMESİ, BİRBİRİMİZİ DAHA YAKINDAN TANIYARAK DAHADA KAYNAŞMASI ADINA MERSİN İLİ, TARSUS İLÇESİ, SARIKAVAK YAYLASINDA  12.08.2017 (CUMARTESİ) TARİHİNDE SAAT 15.00 ‘TE YEMEKLİ BİR TOPLANTI TERTİP ETMİŞ BULUNMAKTAYIZ.TÜM MERKEZ PARTİ AİLESİ OLARAK BİR ARADA OLMAK ARZUSU İLE TÜM GÖNÜLDAŞLARIMIZ DAVETLİDİR.

SAYGILARIMLA..
MERSİN İL TEŞKİLATI ADINA İL BAŞKANI

ALİ DEĞİRMENCİ

NOT: KATILACAK TEŞKİLATLARIMIZIN KAÇ KİŞİ İLE KATILACAĞINI BİLDİRMELERİNİ RİCA EDERİZ.

ALİ DEĞİRMENCİ
0553 799 4933
ERHAN UÇ
0546 2728295

TOPLANTI KONUMU : https://goo.gl/maps/ypcwL7esKER2

 

 

 

 

07.07.2017 MERKEZ PARTİ KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ…

 

Sevgili Arkadaşlarım,

Bu gün 07.07.2017 Cuma;partimizin kuruluşunun 3.yıl dönümünü kutluyor,ülkemize,milletimize ve Merkez Parti ailesine hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Sizlerden yapacağınızdan emin olduğum bazı isteklerim var: öncelikle ülkemizi içine düşürüldüğü içler acısı durumdan kurtaracak olan Parti programımızı,hedef ve amaçlarımızı milletimize anlatınız.Hiçbir hizmet kademesinde ayrımcılığa asla yönelmeyiniz. Kardeşlik ve birliktelik ruhunu zedeleyebilecek hiç bir davranış içinde bulunmayınız.Geleneklerimize,hukuka ve tüzüğümüze uygun düşmeyen,Partimize yakışmayacak tutum ve davranışlardan uzak durunuz.

Merkez Parti Teşkilatları olarak uğraşımız ve amacımız;MERKEZ PARTİ misyon,vizyon ve hedeflerini idrak etmek,kimliğine sahip çıkmak,yüreğinde inanç,vatan ve millet sorumluluğunu hissederek bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek olmalıdır.

Partimizin ülkemizin içine düşürüldüğü sıkıntılı durumdan çıkartacak başarılara imza atabilmesi için,mensuplarımıza birlikte tüm teşkilatlarımız olarak samimi,uyum ve işbirliği içerisinde olmalıyız.

Sevgili arkadaşlarım,bizler herhangi bir zümrenin veya herhangi bir sınıfın siyasetini yapmıyoruz.

Ülkemizin,milletimizin Birliği ve dirliği için siyaset yapıyoruz;biz bir aileyiz,aile sevgi ve saygınlığı içinde siyaset yapmalıyız.

” ÖNCE İNSAN ” ve ” BEN ve ÖTEKİ BİTECEK BİZ OLACAK ” diyor; bu sorumluluğun Gereği olan özveriden kaçınmayacağına inandığım tüm yol arkadaşlarımı candan selamlıyor,çalışmalarınızda başarılar diliyor,her birinizi sevgiyle,muhabbetle kucaklıyorum.

Prof.Dr.Abdurrahim KARSLI
Merkez Parti Genel Başkanı

 

 

 

Merkez Parti, Parti Programından

İnsan hak ve özgürlükleri, insanlığın yüzyıllar boyu süren mücadeleleri sonucu elde ettiği kazanımlar olup, demokrasinin temelini oluşturur. Toplumun en önemli güven unsuru, içinde yaşayan bireylerin kendi hak ve hürriyetlerine saygı duyulduğuna olan inancıdır. Bu inanç, tüm sosyal ve iktisadi dinamikleri harekete geçiren temel unsurdur. Ayrıca, bireylerin hak ve hürriyetlerine saygı, bir demokratik siyasi rejimin toplum tarafından benimsenmesinin barış ve huzurun temel şartıdır.

Ancak, günümüzde küresel güçlerin ülkeleri parçalama ve kendi kontrollerine alma politikalarının en önemli dinamiklerinden birisinin “insan hakları ve hürriyetleri” söylemi olduğu da göz önünde bulundurularak, diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da çok dikkatli politikalar izlenmelidir. Hiçbir hak ve özgürlüğün bir başka hak ve özgürlüğü kısıtlayamayacağı, zaafa uğratamayacağı düşüncesindeyiz. İnsan hakları ve özgürlükler alanında sağlanacak gelişmelerde esas çıkış noktamız, uluslararası kuruluşların isteği ve/veya zorlaması değil, bir bütün olarak milletimizin bu hak ve hürriyetlerin en gelişmişine layık olduğuna olan inancımızdır. Türkiye’nin taraf olduğu, başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı, AB müktesebatı ve Helsinki Nihai Senedi olmak üzere tüm uluslararası sözleşmelerin insan hakları alanında getirdiği standartlar, bu inanç doğrultusunda uygulamaya konulmalı ve bundan asla taviz verilmemelidir.

Toplumun temel unsuru olan insanın, doğuştan sahip olduğu dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri vardır. Herkesin bu hak ve özgürlüklerden istediği kadar yararlanarak maddi ve manevi varlığını geliştirmesi teminat altına alınacak, insan hak ve özgürlüklerini bir davranış biçimi haline getirmek için okullardan ve kamu kuruluşlarından başlamak üzere eğitim programları düzenlenecektir.

Partimiz iktidarında, insan hak ve özgürlükleri hususunda, vatandaşların istek ve şikâyetlerini kamu adına izleyecek kurum ve kuruluşlar oluşturulacaktır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bütün unsurlarıyla gerçekleştirilecektir. Tüm bireylerin hak arama yolları kolaylaştırılacaktır.

Çalışma hayatına ilişkin hak ve özgürlük alanlarında uluslararası standartlar, ülkemizde de eksiksiz uygulanacaktır.

Partimiz iktidarında, işkence, gözaltında ölüm, kayıp, faili meçhul cinayetler gibi demokratik hukuk devletinde kabul edilemez uygulamaların üstüne ciddiyetle gidilecek, şeffaflık sağlanacaktır. Bu konudaki her şikâyet değerlendirilecek, caydırıcılığı sağlayan gerekli düzenlemeler yapılacak, sorumlular cezalandırılacaktır.

Partimiz, etnik ve kültürel farklılıkları, tarihimizden gelen çok önemli ve faydalı bir özelliğimiz ve değerimiz olarak görmekte, ülkemizin gelişme ve kalkınmasına katkıda bulunabilecek bir zenginlik olarak değerlendirmektedir.

Partimiz iktidarında, ekonominin itici gücü, hür teşebbüsler ve bireysel girişimciliktir.

Bireysel yetenekler en iyi şekilde değerlendirilecek, bireyin ve toplumun üretici gücünün, dinamik müesseselerin özgürce oluşmasının önü açılacaktır. Ülkemiz çıkarları esas alınmak kaydıyla; uluslararası sermaye, yabancı yatırımlar, bankalar arası ilişkiler ve her türlü serbest ticaret, hak ve özgürlük korunacaktır. Bu gün uluslar arası sermaye hareketleri, global ölçekte çalışan işletmeler inkar edilemez ve göz ardı edilemez bir gerçektir. Fakat bilinmelidir ki bir çok uluslar arası marke ve işletmeler, ait oldukları devletlerin yönlendirme, destek ve yardımları ile bu günlere gelmişlerdir. Bu manada uluslar arası değerler üretebilmek için, devlet yönlendirici ve teşvik edici desteğini devamlı özel teşebbüsün arkasında hissettirecektir. Özel sektör aktörlerine devamlı hukuk çerçevesinde eşit, adil ve tarafsız imkânlar sunacaktır. Yeni gelişen sektörler ve riskli bölgelerde devlet öncülük vazifesi görecektir.

Antidemokratik bulduğumuz ‘’Seçim Kanunu’’ ile ‘’Siyasi Partiler Kanununu’’ nun toplumsal isteğe ve günün şartlarına uygun olarak yeniden tanzim edilmesi ve siyasi partilere egemen olan oligarşinin ortadan kaldırılması için bilgili, inançlı ve namuslu insanlarımızın siyaset yapmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalar ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin önlerindeki engeller kaldırılacak, siyasal seçme ve seçilme hakları tam olarak tanınacaktır. Bu siyasi toplum kuruluşları siyasi baskılar ve taraflı himaye ve kayırmalar sebebiyle, “siyasi devlet kuruluşu” vasfını almışlardır. Bunlar gerçek fonksiyonlarına döndürülmelidir.

Merkez Parti, tarihe mal olmuş şahısların, dinin ve milli bütünlüğümüzü bozan etnik kökenin, milliyetçiliği istismar edilerek siyaset konusu yapılmasını reddeder. Dinin, siyasi, ekonomik veya başka çıkarlara alet edilerek veya kullanılarak farklı düşünen ve yaşayan insanlar üzerinde baskı aracı olarak görülmesi kabul edilemez. Aynı şekilde partimiz dindar insanları rencide eden tavır ve uygulamaları ve onların, dini yaşayış ve tercihlerinden dolayı farklı muameleye tabi tutulmalarını anti-demokratik, insan hak ve özgürlüklerine aykırı bulur.

BASIN AÇIKLAMASI ;

ADALET; insan hayatının her alanında gerekli, devlet ve toplum düzeninin her zaman muhtaç olduğu bir ölçüdür.

Bir devletin kuruluşundan itibaren onun devamını sağlayan, insanlar arasında hukukta eşitliği temin eden, ve doğru şekilde uygulanması halinde insan, toplum ve devlet için huzuru getiren yegane unsurdur.

Bu sebeple insanlar hayatın her alanında adaletle iş yapmayı hedeflemelidirler. Bir devlette adalet sadece Adalet Bakanlığı’nın değil; bütün bakanlıkların, kurum ve kuruluşların, her mevkide görev yapan bütün fertlerin riayet etmesi gereken asli unsurdur. Bunun için adalet duygusu öncelikle vicdanlarda yer etmiş olmalıdır. Bu maksatla bireyler eğitilecek ve adaletin ilk tecelli yeri vicdanlar olacaktır.

Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 1. Maddesinde, tüm insanların temel hak ve hürriyetler bakımından hür ve eşit doğduğu, insanların akıl ve vicdan sahibi olup, birbirine karşı kardeşlik düşüncesiyle davranmak zorunda olduğu ifade edilmiştir. Bu düzenleme adalet düşüncesinin müşahhas bir hükme yansımış şeklidir. Asıl hedeflenen ise bu düşüncenin davranışa yansımasıdır. Aynı metinde herkesin; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka inançlara bakılmaksızın, eşit haklara sahip olduğu ifade edilmektedir.

Adaletin tamamen ortadan kaldırıldığı ve adalet bakanlığının diğer yargı organlarıyla birlikte iktidarın hukuk bürosu gibi çalıştığı bu zamanda; her türlü muhalefetin fiilen, hukuken engellendiği bu şartlarda; muhalefete başka türlü imkanın tanınmadığı bu zamanda, yine hukuki bir çare olan kanun çerçevesinde adalet için yürümek dahil, her türlü aktiviteyi Merkez Parti olarak destekliyoruz.

Rahmet ve merhametin tecelli ettiği bu Ramazan ayında, büyük bir organizeyle toplumun ortak derdi olan adaleti gündeme getiren, başta ana muhalefet partisi genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarını ve bu işe taraftar olan herkesi canı gönülden tebrik ediyoruz.

Merkez Parti olarak 07.07.2014 tarihindeki kuruluş günü basın açıklmamızda “önce insan”, ve “her şey insan için” diyerek yola çıkmış; “adalet, hürriyet, ahlak siyasette vazgeçilmez ve herkes için ortak paydamızdır” diye herkese duyurmuştuk. Özellikle ana muhalefet partisine ve vicdan sahibi olup, bu duygulara taraftar olan ve zamanla bizi teyit ve tasdik eden herkese ayrıca teşekkür ediyoruz ve kanuni bir hak olan bu yürüyüşü merkez parti olarak destekliyoruz.

 

                                                                                              Merkez Parti adına Prof.Dr.Abdurrahim KARSLI

 

İYİ BAYRAMLAR…

Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun

Prof. Dr. Abdurrahim Karslı
Merkez Parti Genel Başkanı

Merkez Parti, Parti Programından

Hukukun üstünlüğü ve kanun önünde eşitlik, vatandaşların özgürlük ve haklarının teminatıdır. Demokrasinin hukuk yoluyla var olduğu demokratik hukuk devletinde hukukun evrensel ilkelerine saygı, kanun önünde eşitlik, hak arama yollarının açık tutulması, devletin hukuka bağlılığının güvence altına alınması, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması temel değerlerdir. Bu değerlerin hayata geçirilmesi anayasa, yasalar ve bağımsız yargı ile mümkündür. Partimiz, hukukun üstünlüğüne dayalı yönetim anlayışının teminatı olacaktır.

 Partimizin anlayışına göre ADALET, insan hayatının her alanında gerekli, her devlet ve toplum düzeninin mutlak muhtaç olduğu bir ölçüdür. Bir devletin kuruluşundan itibaren, onun devamını sağlayan, toplumda düzeni oluşturan, eşitliği temin eden ve doğru şekilde uygulanması halinde, insan, toplum ve devlet için huzuru getiren yegane unsurdur. Bu sebeple insanlar, hayatın her alanında adaletle iş yapmayı hedeflemelidirler. Bir devlette adalet sadece adalet bakanlığının değil, bütün bakanlıkların, kurum ve kuruluşların, buralarda görev yapan her seviyedeki her ferdin riayet etmesi gereken asli unsurdur. Adalet mefhumunun tecelli etmesi gerekmeyen yer ve alan yoktur. Her yer ve işte, her zaman ve mekanda tecellisi yerine ve zeminine göredir, insanda tecellisi ayrı, toplumda tecellisi ayrı, devlette ise ayrıdır.

Bireyde tecellisi o şahsın düşüncesinde, davranışında, beyanında, hareketinde adil olması ile mümkündür. Öncelikle vicdanlarda adalet duygusu yer etmiş olmalıdır. Bunun için, bireyler eğitilecek ve adaletin ilk tecelli yeri vicdanlar olacaktır.  Nitekim 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1. maddesinde; tüm insanların temel hak ve hürriyetler bakımından eşit ve hür doğduğu, insanın akıl ve vicdan sahibi olup, birbirine karşı kardeşlik düşüncesiyle davranmak zorunda olduğu ifade edilmiştir. Bu düzenleme adalet düşüncesinin müşahhas bir hükme yansımış şeklidir. Asıl hedeflenen ise, bu düşüncenin davranışa yansımasıdır. Aynı metinde, herkesin; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka inançlarına bakılmaksızın eşit haklara sahip olduğu ifade edilmekte; insanlar ulusal ve toplumsal kökenleri, zenginlikleri, doğuş farklılıkları ya da herhangi başka bir ayrım gözetilmeksizin bu bildirgede belirtilen tüm haklardan ve hürriyetlerden faydalanabilirler, denilmektedir. Partimiz bu esasların pratiğe yansıtılması için azami gayreti sarf edecektir.

O halde serbest ve özgürlük zemininde, makul ve doğru bir eğitim ile öncelikle insanlar eğitilmelidir. İHEB’nde Eğitim Hakkı, madde 26’da şöyle yer almaktadır: Herkes eğitim görme hakkına sahiptir. Eğitim parasızdır; hiç değilse ilk ve temel eğitim aşamalarında böyle olmalıdır. İlköğrenim ve eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki öğretimden herkes yararlanabilmelidir. Yükseköğretim, diğerlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır. Eğitimin amacı, insan kişiliğinin tam ve özgürce gelişmesi, insan hak ve özgürlüklerine saygının güçlenmesi olmalıdır. Bütün milletler, ırk ve din grupları arasındaki anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir. Daha sonra eğitim yoluyla elde edilen bu düşünceyi geliştirme ve davranışa dönüştürme imkanı tanınmalıdır. Bu nokta bir ihsan değil, bir haktır. Bu haklar insanımızdan esirgenmeyecektir.

Düşünce hürriyeti, madde 19’da şu şekilde düzenlenmiştir: Herkesin düşünme ve anlatma özgürlüğü vardır. Buna göre, hiç kimse düşüncelerinden dolayı rahatsız edilemez. Ayrıca ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düşünceleri her türlü araçla aramak, sağlamak ve yaymak hakkına sahiptir. Hiç kimse kölelik ya da kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü biçimiyle yasaktır. Hiç kimseye işkence yapılamaz; kıyıcı, insanlık dışı, onur kırıcı ceza ve davranışlar uygulanamaz, denilmektedir. Bütün bunlar insanın şahsına yönelik ve evvela fertlerde tecelli etmesi gereken davranışlardır.

Toplumda tecellisi ise en azından ekseriyetin mevcut kurallara uyarak ve başkalarının haklarına riayet ederek yaşaması olarak anlaşılması gerekmektedir. Bunun için önce bu çerçevede somut kurallara dayanan bir düzenleme ve sonra fertlerin o kuralların kaynaklarının kutsiyetine inanması gerekir. Herkes nerede olursa olsun, kanuni haklarını sonuna kadar kullanacaktır. Herkes kanunlar karsısında eşittir ve ayrımsız olarak kanunların koruyuculuğundan eşit olarak faydalanma hakkına sahiptir. Herkesin, bu bildirgeyle belirtilen haklarına ters düşen ayırt edici davranışlar için yapılacak kışkırtmalara karşı eşit korunma hakkı vardır. Bu haklar özenle muhafaza edilecektir.

Adaletin devlette tecellisi için ise, toplumda değer ve ilkelerin hayata geçirilmiş olması ve herkesin hak ettiği ile karşılaşmasını bilmesi ve buna inanması gerekir. Bu çerçevede;

Adalet Bakanlığında, hukuki düzenlemelerin ve verilen kararların adil olmasına,

Maliye Bakanlığında, ekonomide, imkanların, fırsatların ve külfetlerin dağıtılmasında adil olunmasına,

Milli Eğitim Bakanlığında, eğitimdeki fırsat eşitliğinin sağlanması, doğru ve faydalı bilginin insanlara öğretilmesinde adil olunmasına,

Sağlık Bakanlığında, sağlık hizmetlerinin ihtiyacı olan herkese en kolay ve imkanı nispetinde, altından kalkabileceği bir külfet karşılığında insana ulaştırılmasında adil olunmasına, hülasa her yerde her zaman dikkat edilecek asli unsur ve ölçü adalettir.

Her insan ekmek ve su kadar adalete muhtaçtır. Adalet kavramı, bu önemi sebebiyle sürekli gündemde olmuştur.  Vazgeçilmezliğiyle beraber farklı anlayış ve manalara konu olan ‘adalet’, düşünce sistemlerine göre değişebilmektedir. Toplum ve devlet için her zaman öncelikli olan, uygulanması için çaba sarf edilen, üzerinde konuşulan bu kavram hakkında farklı düşünürler farklı düşünceler ileri sürmüşlerdir. Toplumsal ve teolojik bir kavram olarak muhakemeye açık, inanç, kültür ve geleneğe bağlı, aklen izafi, hayatın devamı için de vazgeçilmez bir unsurdur.

Adalet; kavram olarak doğru olan şey, ölçü, denge, düzen, aşırılılıklardan uzak olmak, istikamette olmak, gerekli cezayı vermek ve zulmün zıddına hareket etmek manasındadır. Bir işte adil olmak, doğru olmak, doğru olanı yapmak demektir. Düşünce ve duygularda adil olmak her şeyi var oluş maksadına uygun kullanmak, ifrat ve tefritten uzak olmak demektir.

Adalet, davranışlarda ve kararlarda doğruluk, eşitlik gibi anlamları taşıyan bir mastar-isimdir. Orta yol, istikamet, uygunluk, denge, ölçü gibi anlamlara gelen ‘adl’ kelimesi, sıfat olarak kullanıldığında ‘adil’ kelimesi ile ifade edilir. Adalet, insan için toplum hayatında düzeni ve eşitliği sağlayan ahlaki bir duruş, arzu edilen bir tavırdır. İstikrarlı bir doğrulukla gerçekleşen ruhi bir denge ve kemal mertebesidir.

Adalet, insan davranışlarını ahlaki ve hukuki açıdan değerlendiren, ölçen bir mikyas, ölçü birimi, bir ilkedir. Doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık ve doğru muamele ve hukukilik ile yerini bulur. Adalet, insanların ilişkileri ve hakları arasında uyum ve dengeyi gerçekleştirir. Nasıl maddi alemde; bilgi teknolojiye, teknoloji ürüne, ürün paraya tahvil edilince bir işe yarar ise, manevi bir kavram olan adaletin tecellisi için de başta bilgi, marifet, sonra bu bilginin davranışa dönüşmesi gerekir. Bu manada adalet bilgilenme faaliyetinin denge içinde harekete dönüşmesidir. Adalete vicdanın emriyle uyulur, zorla değil. Herkesin hak ve hukukuna her halükarda saygıyı içerir.  Bir değer yargısı olarak adalet, insanın insan olma özelliğinden kaynaklanan bir duyguya dayanır.

Adaletin yansıma biçimi ne olursa olsun, gerçekleşmesi insanın bilincinde ve vicdanında yer etmesine bağlıdır. Anlayışlara, yere ve zamana göre değişmesi kişilerin zihninde yer ediş biçiminden kaynaklanır. Adalet duygusu, insana özgü bir özelliktir. Bu duygunun, insanların hayal ettikleri ideal toplumun gerçekleşmesinde, haksızlıklara karşı başkaldırışta yönlendirici bir etkisi de bulunur.

Adalet, hak, hukuk ve iyiyi, güzeli aramaya yönelik olmalı, eylemlerde ve inançlarda kendini göstermelidir. Adil olmak, iyiye, güzele ulaşmaya yönelik bir gayret içinde olmaktır. Bu da insanın görevini gerçekleştirmesi demektir. İnsan önce somut ve pratik görevlerini yerine getirmeli, bunları gerçekleştirerek adalete uygun yaşamalıdır. Bu şekilde iyiye ulaşmaya çabalamalıdır.

Merkez Parti olarak kendimizi, temel insan haklarına saygılı ve adalet ölçüleri içinde bunları gerçekleştirmeye matuf bir hareket olarak tarif ediyoruz. Partimiz, bireylerin gündelik yaşamından uluslararası ilişkilere kadar önem taşıyan adalet sisteminin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmeyi öncelikli hedefleri arasında görür. Cumhuriyetin temel nitelikleri korunarak, devlet yönetiminin esas hükümlerine yer verilecek; yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkiler açık, net ve anlaşılabilir bir biçimde belirtilerek aralarındaki denetim ve denge sağlanacaktır.

Batı’nın gelişmiş ülkelerindeki, kendi devlet sistemlerini korumayı amaçlayan kıstaslar esas alınarak kendilerine uygulamayıp bizlere dayattıkları kanunlar uygulamadan kaldırılacaktır. Uluslararası tahkim sisteminin işlemez hale getirdiği Danıştay denetimi tekrar işlerliğe kavuşturulacak, ulusal yargı denetimi dışında hiçbir eylem ve işlem bırakılmayacaktır.

Merkez Parti yargının işlerlik ve etkisini kıran, iç işlerimize müdahaleyi kolaylaştıran, ülkemizi bölmeyi amaçlayan olumsuz gelişmelerin açtığı tahribatı süratle düzeltecek, gereken yasal tedbirleri alacaktır.

Hukuk eğitiminden başlamak üzere hukukçuların niteliklerini artıracak reformlar gerçekleştirilecek, avukatlara, hakimlere ve savcılara uzmanlıklarını geliştirebilecekleri yurt içi ve yurt dışı mesleki eğitim olanakları sunulacak ve belirli alanlarda uzmanlaşmaları sağlanacaktır.

Yargı, siyasal mülahazalarla daha çok af dağıtan ve bu yüzden hukukun güvenilirliğini, cezaların caydırıcılığını tartışılır hale getiren bir kurum olmaktan çıkarılacaktır. Kamu vicdanını yaralayan zaman aşımı süreleri gözden geçirilecektir.

Merkez Parti, son dönemlerde zedelenen yargının itibarının hak ettiği seviyeye çıkarılmasına yönelik politikalar geliştirecektir. Hakimler, savcılar ve bağlı bulundukları kurulların siyasi baskılardan kurtarılmasını, özlük hakları ile ilgili güvencelerinin artırılmasını, “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun”, buna göre düzenlenmesini önemli hedefleri arasında saymaktadır.

“Adalet mülkün temelidir. Geciken adalet ise adalet değildir’’ prensibinden yola çıkan Partimizin temel amaçlarından biri de, adaletin vaktinde gerçekleşmesini temin için, uzun yıllar süren davalara son verecek kanuni değişikliklere gidilerek, yapılacak değişikliklerle savcılık ve sorgu hakimliği aşamasında olgunlaştırılacak davanın görevli mahkemede toplanan delillerle kısa sürede bitirilmesi esas alınarak mahkemelerin dava yükünü azaltmaktır. Yargıç tarafsızlığı ve yargı bağımsızlığı tam olarak sağlanacak, yargıç güvenceleri korunacaktır.

Devletin en önemli asli görevlerinden biri olan adalet hizmetlerinin hızlı ve kaliteli olarak yerine getirilmesi için bütçeden ayrılan ödenekler büyük oranda artırılacak, yargıçların görevlerini güven ve huzur içinde, bağımsız ve tarafsız yapmalarını sağlamak için ücret ve sosyal imkanların gerekli seviyeye çıkarılması sağlanacaktır.

Merkez Parti, ayrım gözetilmeksizin her türlü yolsuzluğun yargıya taşınması gerektiğine, adil yargılama ve savunma hakkının kutsallığına inanmaktadır.

Merkez Parti, suç işlemenin insan onuruyla bağdaşmadığı anlayışının geliştirilmesine bunun yanı sıra cezaevi koşullarının iyileştirilmesine, görevlilerin eğitilmesine önem vermektedir.

Merkez Parti, Parti Programından

Siyasi iktidar, AB’ye tam üye olmayı öncelikli bir siyasi hedef olarak ilan etmek ve Birliğin normlarına göre reformları yapmak suretiyle, bir taraftan Türkiye’de geniş bir aydın çevrenin, diğer yandan da Batı dünyasını, çağdaş bir toplum yapısını ve çoğulcu, katılımcı bir demokratik sistemi samimi bir şekilde benimsediğine inandırmıştır.

Batı dünyası bir süre siyasi iktidarı, İslami değerlerle demokrasiyi bağdaştıran ve gevşek bir laiklik ortamı uygulayan bir sentezin yaratıcısı görmüştür. Siyasi iktidarın 2007 Genel Milletvekili Seçimlerinde kazandığı güçle, Türkiye’nin kimliğini radikal İslamcı kimliğe, dinci ve mezhepçi eksenli bir yapıya dönüştürmeye başlaması ile demokrasiden suratle uzaklaşması, Batı dünyasını ciddi bir şekilde tedirgin etmiştir. Dış politikamızı batı ile bağlarından uzaklaştırarak, mezhep kavgalarının bir iç savaşa dönüştüğü Ortadoğu’ya yönlendirilmesi, radikal İslamcı örgütlere yaklaşması ve mezhepçi yaklaşımı, başta Irak olmak üzere Suriye ve Mısır olmak üzere ülkemizi düşmanlık ölçüsünde bir duruma getirirken, AB ve ABD ile de Cumhuriyet sürecinde özenle üzerinde durduğumuz hassas dengeli bir dış politika ya da tehlikeli bir çıkmaza sokmuştur. Hatta ABD, siyasi iktidarının bu dış politika yöneliş ve hedeflerini çok şiddetli bir şekilde kınamıştır. Hiçbir Türk Hükümeti, ABD’nin bu kadar sert kınamasına, diplomasiye uymayan uyarısına muhatap almadığı gibi, AB’nin de bu denli ikazları ile karşılaşmamıştır. Siyasi iktidarın, AB’nin taleplerini yerine büyük ölçüde getirdikten sonra ondan uzaklaşması, Ortadoğu’da dinci ve belirli mezhepçi yaklaşımını Türkiye’nin mezhepsel-kültürel dokusunda çözülme oluştururken, diğer yandan da ABD güdümünde olan İslam ülkelerinin de Türkiye’den uzaklaşmasına neden olmuş, ülkemizi yalnızlaştırmıştır. AB’yi dinci ideolojik ve siyasi amacı için bir araç olarak kullanma, Türkiye’ye çok ağır sonuçlar getirmiştir. Türkiye’nin, AB’ne tam üye olma hevesi; özellikle AKP iktidarında, üniter ve milli devlet yapımızı, milli kültürümüzü, muhafazakâr yapımızı, sosyal bütünlüğümüzü, milli ekonomimizi ve güvenliğimizi tehlikeye sokmuş, bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi küresel çıkarlara uygun hale getirmiştir. AB ile imzalanan 11 temel belge ve çıkarılan uyum yasaları, sosyolojik ve kültürel çözülmeyi, siyasi kırılmayı oluşturmuştur. AB Anayasası’nı daha kendi üyelerinin çoğunluğu imzalamamış iken, 29 Ekim 2004 tarihide Roma’ da Müslüman Türk düşmanı 11. Papa İnnocenzio’nun heykeli altında, başbakan R.T. Erdoğan ve Dış İşleri Bakanı A.Gül tarafından imzalanarak egemenliğimiz AB ‘ne devredilmiştir. AB ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları ve AB yetkilileri, AB’nin ortak kimliğinin Hristiyanlık olduğunu, yani AB’nin bir Hristiyan birlik olduğunu ifade ederek; Türkiye’nin AB’ye tam üye olabilmesi için İslami değerlerin Hristiyan değerlerine uyum sağlamasını şart koşmaktadırlar. 17 Aralık 2004 tarihinde AB- Türkiye arasında imzalanan “nihai belge” ile 3 Ekim 2005 tarihide imzalanan “Müzakere Çerçeve Belgesi” Lozan’ın temel ilkelerini zayıflatmış ve tartışmaya açmış, Sevr’e giden yolu oluşturmuştur. Ülkemizi özerk bölgelere, federe bir yapıya çevirecek alt yapıya zemin hazırlamıştır. Uyum yasaları çerçevesinde Anayasanın 90. maddesi değiştirilerek Avrupa Hukuku iç hukukumuzun üzerine geçmiştir. 7 Mayıs 2004 tarihli 5170 sayılı yasayla Türk vatandaşlarını Uluslar arası Ceza Mahkemesinde yargılama hakkını vermiştir. Uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’nin daha önce yapmış olduğu uluslar arası anlaşmalar, AB’nin yapmış olduğu uluslar arası anlaşmalar karşısında yeterliliğini kaybetmiştir. Bu şekilde Lozan Anlaşmasının tartışılır hale gelmesine sebep olmuştur. 19 Temmuz 2003 tarihinde 4916 sayılı yasayla vatan topraklarının satışına ve sınırsız sayıda kilisenin açılmasına ve faaliyetlerine imkân sağlamıştır. Merkez Parti olarak biz din ve vicdan özgürlüğüne, gerektiği yerde gerektiği kadar ibadethane açılmasına karşı değiliz. Ancak, kilise ve kilise evlerinin, kendi dinsel faaliyetlerinin dışına çıkarak, milli varlıklarımızı, milli kültürümüzü ortadan kaldırmaya yönelik birer Hristiyan misyoner merkezi olmasına da göz yumamayız. Yine çıkarılan uyum yasaları çerçevesinde, dernekler yasası, vakıflar yasası gibi yasalarla, yetimhanelerdeki çocuklarımızın Hristiyan aileler tarafından evlat edinmelerinin yolu açılmış, eski ceza yasasında yasak olan fuhuş, yeni caza yasasının 77. Maddesi ile suç olmaktan çıkarılmıştır. Kamuoyunda ikiz yasalar-ihanet yasaları- olarak ifade edilen “Medeni ve Kültürel Haklar Yasası” ile “Ekonomik ve Siyasal Haklar Yasası” çıkartılarak, etnik farklılıkların kendi kaderlerini tayin yani ülkeden ayrılma veya özel bölge veya federe yapı isteme haklarının önünü açmışlardır. Ayrıca, bu yasayla etnik farklılık olan bölgelerdeki yeraltı ve yer üstü zenginliklerin, o etnik gruba ait olduğuna imkan vermiştir. AB ülkelerinin pek çoğunun etnik ve kültürel farklılıkları gibi nedenlerle Türkiye’yi tam üye yapmama ve hatta “özel statü” verme politikaları artık tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır. 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Antlaşması ile o zaman AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) şimdi AB ile Türkiye’nin bütünleşmesi ön görülmüştü. O tarihten itibaren geçen 50 yıl içinde, sayıları 6’dan 28’e çıkan Avrupa Birliği (AB)’nin Kopenhag ve Maastricht kriterleri gibi başlangıçtan bu tarafa talepleri yerine getirilmiş olmalarına rağmen Türkiye tam üye yapılmamaktadır. Hatta tam üye olmadan hiçbir AB üyesinin imzalamadığı Gümrük Andlaşması’nı imzalayan, tek taraflı olarak diğer taahhütleri yerine getiren Türkiye; 35 başlıktan ibaret tam üyelik müzakerelerinin 2005 yılında başlamış olmasına rağmen hiçbir ilerleme sağlayamamıştır. Oysa Türkiye ile aynı tarihte (2005’te) tam üyelik için AB ile müzakerelere başlayan Hırvatistan, Temmuz 2013’te törenle AB’ye tam üye olmuştur. Böyle bir durumun ortaya çıkmasında kuşkusuz her iki tarafında takındığı tavır vardır. AB içinde özellikle Almanya, Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan Türkiye’nin tam üyeliğine karşıdırlar. Türkiye 2003 yılında siyasal iktidar değişimi ile çok ateşli olarak AB’ye tam üye olma atağına girmiş; yukarıda da kısmen belirtildiği gibi, Türk millet kimliğini, Anayasa’nın değişmez dört maddesini, İslami değerleri, üniter ulus devletimizi çok büyük ölçüde yıpratan AB dayatmalarını yasalaştırmıştır. AB Türkiye’ye PKK ile mücadelede destek vermiyor. Tam tersi olarak Avrupa Parlamentosu, AB Kurumları ve Avrupa Parlamentoları PKK’ya destek vermektedir. AB’de üstelenmiş olan PKK basın- yayın kurumları PKK’ya propaganda desteği veriyor, şifreli talimatlar gönderiyor. İnterpol tarafından aranan PKK teröristleri Avrupa’da serbestçe dolaşmaktadır.

Merkez Parti iktidarında, bağımsızlığımıza, milli egemenliğimize, ülkemizin bütünlüğüne ve güvenliğine zarar verecek olan AB birliği süreci hemen durdurulacaktır. Yurttaşlarımızın serbest dolaşım hakkını vermeyen bölücülüğe verdiği destekten vazgeçmeyen, Kıbrıs’taki haklarımızı tanımayan AB giriş sürecine son verilecek, AB üye ülkeleriyle tek tek ikili anlaşmalar çerçevesinde ilişkiler kurulacak ve geliştirilecektir. Ya da “Serbest Ekonomik Bölge” anlaşması ele alınacaktır.