Hamasi Siyaset

Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, katıldığı televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve hükümetin hamasi söylemleri hakkında düşüncelerini paylaştı. Karslı’nın KRT TV’nin Empati Zamanı programında yaptığı açıklamaların satır başları şöyle:

Hükümetin hamasi söylemi “onların her şeyi varsa bizim de Allah’ımız var”. Biz de diyoruz ki: Allah herkesin Allah’ı, sadece sizin değil!

Devletin sığındığı duygular hamasi duygulardır. Hükümet şimdilerde “Onların her şeyi varsa bizim de Allah’ımız var.” diyor. Ancak bir şeyi unutuyorlar, ya da bilmiyorlar. Hamaset yaparak gerçekler saklanamaz, böyle ülke idare edilmez, ekonomi yönetilmez.

Hane halkı borçlu, esnaf borçlu, devlet borçlu, aldığımız sattığımız birbirini karşılamıyor ve ürettiğimiz bir şey yok. Sonuç gösteriyor ki ekonomi ve devlet yönetiminde hamasi duygulara yer yok.

Ak Parti, cumhuriyetin kurulduğu günden itibaren bu memlekette inşa edilen her şeyi yer ile yeksan etti veya sattı. Mevcut hükümet miras yedi ve yaramaz çocuk durumunda. Hatta miras yedi dahi denemez. Çünkü biz millet olarak devlete paramızı emanet ettik ve hükümete de vekaleten paramızı işletme hakkı verdik. Dolayısıyla yedikleri, heba ettikleri paralar milletimizin. Buna miras yedi değil “haram yedi” denilebilir. Bu hükümet milletin maddi hangi değeri varsa sattı. Yaptıkları yolları köprüleri kendi bütçesi ile değil, bizleri yani milleti borçlandırarak yaptı.

Ak Partililer biz ekonomide çok büyüdük ve dünya sıralamalarında çok yükseldik bunun için diğer kusurlarımız nazara alınmaz diye kendilerini savunuyorlar.

Biz ise şunu söylüyoruz: Türkiye güçlü bir ekonomiye sahip değil ve çok büyümedi, sadece suni bir büyüme kaydetti ve kırılgan bir ekonomiye sahip. Yani borca dayalı bir büyüme ile büyüdü. Şuan vatandaş ev ekonomisini borçla büyütüyor; esnaf işletmesini borçla büyütüyor; devlet borçla büyüyor. Evet, saraylar yaptık ama borçla yaptık. Köprüler yaptık ama borçla yaptık. Yani biz kendi kazandığımız parayla, üretimimizle büyümedik borçla büyüdük.”

İstikbalimizi ve kamu kurumlarımızı satarak büyüdük. Ak Parti hükümetleri müflis hükümetlerdir.

Karşımızda, milletimizden topladığı vergileri kötü harcamış, yolsuzluk yapmış, israf etmiş bir hükümet var. Hükümetin gelirleri nereye ve nasıl harcadığını tespit edemiyorsunuz. Mevcut cumhurbaşkanının örtülü ödeneğini anlamak mümkün değil. Mesela sizden önceki bir cumhurbaşkanı bir lira harcamış; siz bin lira harcıyorsunuz. Kime ve neye, niye harcıyorsunuz diye soran yok. Zaten soramıyorsunuz, sorduğunuzda vatan haini olmak ya da kamu düzenini bozmaktan dolayı soruşturma geçiriyorsunuz.

Ak Parti hükümetinde israf ekonomisi var, yolsuzluk ekonomisi var.

Bunları anlamak için satılan kamu kurum ve kuruluşlarına bakabiliriz. Bizim gözbebeği kamu kurum ve kuruluşlarımız yok fiyatlara satıldı. Türk Telekom’u en iyi fiyata sattık diye iddia ediyorlardı. Ancak şuan Türk Telekom’u satın alanların Türkiye’ye borcu var. Satılan her kurumumuz heba edildi.

Bugün Türkiye’nin başına dürüst bir iktidar gelse, Ak Parti’ye bütün bu sattıkları kurumlar hakkında: Niye sattın? Kaça sattın? diye tüm dosyaları önlerine koyup hesap sorması lazım.

Bu memlekette %30 açlık sınırının altında yaşıyor. %70 de fakirlik sınırının altında yaşıyor. Ama Ak Parti’ye göre ekonomi gelişti. Doğru gelişen bir ekonomi var. Gelişen ekonomi, milyar doları olan ailelerin ekonomileri.

Ak Parti’den önce Türkiye’de dört ailenin milyar doları vardı, şimdi milyar doları olan ailelerin sayısı kırk dört oldu.

Azınlık bir kesimin ekonomisi çok gelişti, bu doğru. Bakın bir tarafta 3-5 kuruş su faturasını ödeyemediği için icralık olan vatandaş var, diğer tarafta da 500 milyon TL’lik vergi borcu uzlaşma ile sıfırlanan aileler var. Milletimiz icralık olmuş durumda, birilerinin ekonomisi ise gelişiyor.

Ak Parti milleti kandırıyor. Büyüyen bir ekonomi yok. Ben icra ve iflas hukukçusuyum ve size söylüyorum: şuanda yirmi milyondan fazla icra dosyası var. AK Parti’nin himaye ettiği kesim hariç diğer vatandaşların hepsi borçla karşı karşıya.”

Adalet Yoksunluğu

Adalet, insan hayatının her alanında gerekli, her devlet ve toplum düzeninin mutlak muhtaç olduğu bir ölçüdür. Bir devletin kuruluşundan itibaren, onun devamını sağlayan, toplumda düzeni oluşturan, eşitliği temin eden ve doğru şekilde uygulanması halinde, insan, toplum ve devlet için huzuru getiren yegâne unsurdur. Bu sebeple insanlar, hayatın her alanında adaletle iş yapmayı hedeflemelidirler. Bir devlette adalet, sadece adalet bakanlıklarının değil, bütün bakanlıkların, kurum ve kuruluşların, buralarda görev yapan her seviyedeki bürokrat ve memurların, her ferdin riayet etmesi gereken asli unsurdur. Adalet mefhumunun tecelli etmesi gerekmeyen yer ve alan yoktur. Her yer ve işte, her zaman ve mekânda adaletin tecellisi, yerine ve zeminine göredir. İnsanda tecellisi ayrı, toplumda tecellisi ayrı, devlette ise ayrıdır.

Adalet, insan davranışlarını ahlaki ve hukuki açıdan değerlendiren, ölçen bir mikyas, ölçü birimi, bir ilkedir. Doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık ve doğru muamele ve hukukilik ile yerini bulur. Adalet, insanların ilişkileri ve hakları arasında uyum ve dengeyi gerçekleştirir. Nasıl maddi âlemde; bilgi teknolojiye, teknoloji ürüne, ürün paraya tahvil edilince bir işe yarar ise, manevi bir kavram olan adaletin tecellisi için de başta bilgi ve marifet, sonra bu bilginin davranışa dönüşmesi gerekir. Bu manada adalet, bilgilenme faaliyetinin denge içinde harekete dönüşmesidir.

Adalet duygusu, insana özgü bir özelliktir. Adalete vicdanın emriyle uyulur, zorla değil. Herkesin hak ve hukukuna her halükarda saygıyı içerir. Bir değer yargısı olarak adalet, insanın insan olma özelliğinden kaynaklanan bir duyguya dayanır. Adaletin yansıma biçimi ne olursa olsun, gerçekleşmesi insanın bilincinde ve vicdanında yer etmesine bağlıdır. Bu duygunun, insanların hayal ettikleri ideal toplumun gerçekleşmesinde, haksızlıklara karşı başkaldırışta yönlendirici etkisi bulunur.

Her insan, ekmek ve su kadar adalete muhtaçtır. Adalet kavramı, bu önemi sebebiyle sürekli ihtiyaç olmuştur.

Bugün ülke olarak bulunduğumuz noktada vicdanlar susmuş, akıllar çalıştırılmıyor. Adalete muhtaç ve adil olmayan uygulamalar içinde kıvranan bir millet haline geldik.

Söz Haysiyettir

Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı Türiye’deki mevcut siyaset hakkında beyanda bulundu:

“Siyasette herkes beyanlarına çok dikkat etmeli. Söz insanın karakterini yansıtır, haysiyetini ve namusunu gösterir. Onun için insan, zamana ve mekana göre değil de her zaman ve her yerde adil olacak sözler söylemeli. Her sözümüz ile hem dünyada hem ahirette muhakeme edileceğimizi unutmamalıyız.

Türkiye’deki siyasette her bir siyasetçi diğer bir partide ya da görüşten olan kişilere karşı yüzde yüz zıt bir beyanda bulunabiliyorlar. Sonra baktığımızda bu birbirine zıt iki cenahın söylemlerini birbirleriyle değiştirdiklerini görüyoruz.

Türkiye’de herkes kendi fikrinin müfsidi olmuş, herkes en çok kendi fikrine zarar veriyor. Mesela Atatürkçülüğe CHP kadar zarar veren başka bir parti yok. Muhafazakar kesime de en çok zarar verenin AKP olduğu ortada. Günümüz siyasetinin aracı yalan amacı menfaattir. Bundan daha üzücü bir hal olamaz. Meclisteki ya da meclise girmeyi hedefleyen partilerin hiçbirinin milletin menfaatini kendi menfaatinden daha çok gözettiğini düşünmüyorum.

Merkez Parti olarak hiçbir zaman Türkiye’deki bu yalan ve menfaat çemberine çekilmeyeceğiz. Adalet, hürriyet ve insan hakları gibi eksikliğini iliklerimize kadar hissettiğimiz temel değerlerin ülkemizde yeşermesine çalışıyoruz. Biz bu sebeple Türkiye’deki siyasete alternatif sunuyoruz. Milletimizin her bir ferdi ile kardeşçe yaşayabilmek için, insanlardaki iyilikleri görmeye çalışıyoruz. Herkesi adalete teşvik etmeye; aç ve susuz yaşayabileceğimizi, hürriyet ve adalet olmadan asla yaşayamayacağımızı vatandaşlarımıza anlatmaya çalışıyoruz.

Bizce devletin beka sorunu yanında daha birçok sorun bu hükümet tarafından başımıza sarıldı. Yalnız maddi değil manevi hırsızlık yaptılar. Milletin manevi değerlerini tahrip ettiler.

Aziz milletimiz adaleti ve hürriyeti aramalı, arıyor ve bulacaktır. Bu zamana kadar hiç bu kadar adaletsiz ve hürriyete muhtaç bir hale düşmemiştik. Hürce fikir yürütmeden büyütüyoruz çocuklarımızı. İlkokuldan itibaren, öğretmen, cami hocası, ortaokul, üniversite, yüksek lisans derken hocası öğretmeni tarafından sürekli bir şekilde hür düşünmemiz engelleniyor. En ileri tahsili alsak dahi bu bilgileri işletemiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı ve diğer siyasilere, din adamlarına tam itaat mantığı ile hareket etmeye başladık. Mutlak itaat mantığı ile yaşadıklarımız ortada. Aklımızı çalıştırmadığımız, vicdanlı olmak için gayret etmediğimiz her gün toplum olarak kötüye gidiyoruz.”

Türkiye Sosyal Bir Hukuk Devleti Olmalı

Sosyal devlet ilkelerine riayet edilmesinin öneminden bahseden Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, devletin adalet ve sosyal politikaları hakkında açıklamalarda bulundu: “Vatandaşa ya maaş verilir, ya da işsizlik parası verilir. Yardımlar da adaletli bir şekilde, muhtaç insanlar tespit edilerek yapılır. Fakat bu hükümet yardım edecekleri kişileri vicdanın kabul edemeyeceği yöntemlerle tespit ediyor. Sonra mitinglerde bu kişilerle boy gösteriyor. Bize göre hukuk ve ahlak herkes içindir. “Ben ölsem de devlet yaşasın” diyen bir milletiz. Ama kıymetli hislerimiz sürekli olarak suiistimal ediliyor. Buna daha fazla müsaade etmemek için Türkiye hukuk devleti olmak ve her alanda adaletle hükmetmek zorunda.

İktidarın çalmaktan başka projesi yok. Biz, herkes zengin olsun istiyoruz.

Hükümetin kendi zenginini yarattığı bir memleket en sonunda kendini tüketecektir. Biz bir aileyiz, kimseyi kendimizden ayırmıyoruz. Zenginlik, 80 milyonluk bir ailenin mensubu olmaktır. Bizler her konuda birlikte başarılı olacağız. Biz herkes bu düşüncemizi bizimle paylaşsın, herkes zengin olsun istiyoruz. İster inançlı, isterse inançsız olsun. Biz kimseye ulufe dağıtmıyoruz. 80 milyon milletimizin hepsi benim gibi, kendimden hiçbir farklılık göremiyorum. Şimdi moda olan bir şey var: ihaleyi al, parayı al, iki umre bir hac yap, sonra da aklan.

Ahde vefa hayatımızın en önemli düsturlarındandır. Millet ve devlet için çalışıyoruz. Bu işlerde kabiliyetli biri gelirse biz koltuğumuzu seve seve o kardeşimize terk etmeye hazırız.

Kimsenin işine göz koyup, zenginliği ile ilgilenmiyoruz ve kendi işimize bakıyoruz. Ancak bu iktidar projesiz bir iktidardır. Mevcut iktidar milleti değil yalnızca kendi menfaatini düşünen bir iktidardır. Milletimizin buna uyanması gerekiyor. Ekonomik bunalım ortamından yararlanarak ortaya çıkan bir iktidar. Her bakan geldi bir proje sundu, ancak ortada uygulanan bir proje yok.

80 yıllık cumhuriyet döneminde sahip olduğumuz maddi ve manevi değerlerimiz 10 yılda ya satıldı ya tahrip edildi. Milletçe bu durumdan kurtulmak için ayılmamız lazım. Sanayinin üretimi artmalı, hayvancılık, tarım geliştirilmelidir. IMF’nin borcunu ödediğimiz söyleniyor ama nereden kaynak bulup da kapadık o söylenmiyor. Devletin parası nerede, neden sürekli bütçe açığı çıkıyor, devletin kaynakları nerede nasıl değerlendiriliyor sorunlarına cevap verilmiyor. Bunu denetlemesi gereken kurumlar çalıştırılmıyor, milletimiz ise hesap sormaya korkuyor. Cezaevleri tıklım tıklım dolu. Bu hükümetin iktidar olduğu günden beri çalmaktan, insanları hamasi söylemlerle kandırmaktan, herkesi tüketime ve borca alıştırmaktan başka hiçbir projesi olmadı. Bizim siyasetimiz ise doğruyu, adaleti, hukuku, vicdanı insanlara anlatmak. Kurulduğumuz günden itibaren söylediğimiz gibi:

Biz sadece mevcut hükümete değil, Türkiye’deki çürümüş siyasete muhalifiz ve alternatifiz.”

Suni ve Geçici Ekonomi

Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı 09.03.2018 tarihinde KRT TV’de yayınlanan Empati Zamanı programında, Türkiye’nin mevcut ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bugün gelinen noktada AKP hükümetleri sebebiyle suni bir şekilde kazanılan maddi refahın milletimizi tamamen tüketime odaklı, üretim alışkanlıklarını kaybetmiş bir toplum haline getirdiğini belirtti. Açıklamaların devamı ise şöyle:

“Türkiye’nin durumunu anlamak için, ekonomist ya da teorik olarak bu işlerle alakadar olmaya gerek yok. Herkesin kendisine göre gelir gider dengesi vardır ve onu idare etmektedir. Küçük işletmeler kendi gelir gider dengesine ve büyük ticari işletmeler kendi ekonomik dengesine baktığı gibi hane halkı da kendi evinin ekonomisini yönetir. Herkes iktisat bilimi ile kendi hayatında alakadardır ve temel hususların hepsini bilir. Bütün bunlar devletin gelir kalemlerini teşkil eder.

Gelir-gider dengesini gösteren göstergeler iktisattaki en temel göstergelerden biridir. Biz de önce bu hükümet zamanında Türkiye’nin gelir-gider dengesine bakalım: 2002’den günümüze kadar gelirlerimiz olarak şu başlıklar sıralanabilir: Vergiler, kamu işletmeleri ve bunların gelirleri. Tabi bazı özelleştirmelerle küçülmeye gittik, özelleştirmelerden gelir ettik. Bu kısmı da ayrıca değerlendirebiliriz.

Vergilerim nerelere ve ne kadar verimli harcanıyor?

Devletin en ağırlıklı gelir kaynağı, bizlerin ödediği vergiler. Ne yazık ki ödediğimiz vergilerimiz de çok yüksek. Örneğin ben bir tüccarım, devlet benden kazancımın yüzde ellisini vergi olarak alıyor: %18 KDV, %22 Gelir Vergisi ödüyoruz, diğer dolaylı vergilerle devlete % 50-60’ın üzerinde vergi ödüyorum. Vergi adaletsizliği ayrı değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bizim burada özellikle dikkatimizi vereceğimiz hususlar, devletin topladığı bu vergiler ile bana ve bu memleketteki yaşayan diğer vatandaşlarıma ne tür hizmetler sunduğu ve bu hizmetleri sunarken kaynakları ne kadar verimli kullandığı hususlarıdır. Biz bu hususları, yani devlet harcamaları ve bunların verimine ilişkin değerlendirmeyi Bütçe Kanunu ve Bütçe Kanunu’na göre denetleme yapma yetkisi olan kurum raporlarından anlayabilmemiz gerekir.

Bütçe kanunu nedir? Kısaca, devletin vatandaşlarından ve diğer tüm gelir kaynaklarından elde ettiği gelirlerini yekûn halde gösteren ve hükümetin bu gelirleri hangi şekilde harcayacağının belirtildiği faaliyet raporudur.

Her mali yılsonunda bütçe denetlemesi yapan kurumlarımızın başında olan Sayıştay, gelirlerin hükümetin sunduğu bütçeye göre harcanıp harcanmadığını denetler, mali muhakeme yapar ve gerektiği noktada hükümetten tutmayan hesapların gerekçelerini millet adına sorar.

Hükümet, milletin parası ile yaptığı harcamalar hakkında hesap vermelidir.

Devletin gelirlerinin doğru bir şekilde harcanıp harcanmadığı ayrıca bir tartışma konusudur ve oldukça da önemlidir. Zira söz konusu olan milletin parasıdır. Devlet, bulunduğu konum itibariyle milletin parasının yediemini, hükümet de işlettiricisidir. Hükümet milletin vekaletini alarak bu görevi yerine getirir. Bu tarz bir ilişkinin olduğu noktada da hükümetin millete hesap vermesi gerekir. Bütçe nasıl harcanıyor bilmeliyiz. Şuan Türkiye’de bu hükümet tarafından bu bütçe kötü harcanıyor, israf ediliyor, yolsuzluk kalemlerine gidiyor, milletin emanetine hıyanet ediliyor.

Bugün geldiğimiz noktada, devletin gelirleri ve harcamaları birbirini tutmuyor. Her yılın gelir ve giderlerine baktığınız zaman gelirlerin giderleri karşılamadığı görülüyor. Bu hükümet şimdiye kadar hiçbir zaman denk bir bütçe yapamadı. Bütçemizi dengeleyemediğimizde hem iç hem dış borçlanma yapıyoruz. Bir işletme gelir ve gider tablosuna bakınca gelir gideri karşılamıyorsa; hane halkının gelirleri giderlerini karşılamadığında, borç alarak, kredi çekerek vs. gibi yöntemler ile ayakta durmaya çalışır. Günümüzde Türkiye maalesef aynı yöntemler ile ayakta durmaya çalışıyor.

Gelirlerimiz harcamalarımızı karşılamıyor, makas her gün daha da açılıyor.

Mesela, 2018’de AKP hükümetinin tahmini cari açığı 40 milyon Amerikan Doları’nı buluyor. Elbette devletin bir borcu, harcı var bunları ödemesi gerekiyor. Ama bizim memleketimizde insanlarımızın anlamadığı bir husus var o da devletin kurduğu fonlar.

Fonlar, gelir ve gider dengesi yapıldıktan ve gelirler toplanıp, giderler harcandıktan sonra elde kalan gelir fazlasının istikbalimiz için kullanılması, gelecek nesiller için değerlendirilebilmesi için kurulur. Ama bizim hükümet bir fon kuruyor, bu fonu borçlarımızı ödemek ya da daha fazla borç alabilmek için kullanıyor. Bu hükümet, bizim devletimizin borçları artık çok yüksek miktarlara ulaştığı için yabancılardan borç almasının kolay olmadığını görüyor. Bunun üzerine fon kurup Türkiye’nin en değerli varlıklarını, mesela Türk Hava Yollarını, devlet bankalarını fonun içine koyuyor ve yabancılardan ancak bu sepetleri teminat göstererek borç alabiliyor. Yani sonuç olarak, bu hükümetin bugün geldiği noktada gelirlerimiz harcamalarımızı karşılamıyor, gün geçtikçe daha da borçlanıyoruz.

Bugün hamasetle değil rakamlarla konuşuyoruz. Devletin kendi yayımladığı verileri ve istatistikleri tüm vatandaşlarımızla değerlendirelim.

Birinci tespitimiz Türkiye’nin gelir ve gider dengesinin birbirini tutmadığı oldu. Ekonominin diğer önemli bir konusu da Türkiye’nin ithalat-ihracat verileridir.

Türkiye, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ithalat-ihracat yapıyor, diğer ülkeler ile arasında mal alım satım ilişkisi kuruyor. Ancak, bütçedeki gelir ve giderlerin birbirini tutmaması gibi dış ticarette de içler acısı haldeyiz. Dış ticarette önemli olan husus, alınan malın satılan maldan fazla olup olmadığı hususudur. Bugün kendi kendine yeterlilik iddiası olan ve üretim ve sanayisi gelişmiş olan devletlerde satılan malın, alınandan daha çok olması gerekir. Dolayısı ile güçlü devlet daha çok üretim yapan ve yurtdışına satan ve sattığı maldan daha azını yurtdışından alan devlettir. Bu aynı zamanda devletin kasasında, parasının var olduğu anlamına gelir.

Türkiye’nin durumuna baktığımız zaman ihracat ithalatın ancak yarısına yakın bir kısmını karşılıyor, yani aldığımız mal yerine ancak onun yarısı kadar ürün satabiliyoruz.

Gençler sabah kalkıp evinden üç-beş kuruş harçlık bekliyor.

Türk ekonomisinin üretim kısmını da değerlendirmek lazım. Hangi aktörler vardır diye baktığımızda, ticari işletmeler, tarım ve hayvancılık endüstrisi ve bu alanlarda çalışmak isteyen nüfusu var. Ancak çalışmak isteyen genç nüfusun %20’si iş bulamıyor. Bu veriler devletin istatistiklerinden alınıyor. Ancak bunlara ek olarak devletin istatistiklerine girmeyen, çünkü devletin kurumlarına gidip “ben iş arıyorum” diye başvurmayan bir kesim var. Bu kesimi de katarsanız, memleketimizde her üç gençten birinin işsiz olduğu ortaya çıkıyor. Yani çalışıp evine katkı sağlayabilecek istekli bir genç iş bulamıyor, sabah kalkınca evinden üç beş kuruş harçlık alabilmeyi bekliyor.

Hane halkı borcu 60 katına çıktı.

Ekonominin belkemiği diyebileceğimiz hane halkının durumuna da değinelim. 2002 yılında hane halkı borcu 6.6 milyar Amerikan Doları civarında iken şimdi ise 400 milyarlara kadar artmış durumda. Arada korkutucu bir yükseliş var. 2002’de hane halkı evdeki gence yardımcı olabilirken; gelirinin sadece %5’ini borçlanırken, bugün milletimiz gençlerine bakamıyor, gelirinin %50-55’ini borcuna karşılık harcıyor.

Devlet borçlu, millet borçlu, 40 milyon dolar cari açık, dış ticaret açığı var, gelir gideri karşılamıyor. Yüksek oranda işsizlik var ve çoluk çocuğunu geçindirmek durumunda olan hane halkının geliri giderini karşılamıyor. Vatandaşımın hali beni kaygılandırıyor.

Üretimi bitmiş, tüketime boğulmuş, değerleri ölmüş bir millete dönüştük.

Tüm bunların sebebi nedir? Sebep, ülkeyi yöneten hükümet ve onun yönetimidir. Ak Parti’nin Ekonomik sistemi şuydu: özellikle iktidara geldiği 2000’li yıllarda, dünyada sıcak para çoktu ve işsizlik ucuzdu. Türkiye’de faizler diğer ülkelere göre çok yüksekti. Mesela Türkiye’de faiz %15 iken Avrupa’da ise %1’di. Yabancı sermaye %15 ile parasını Türkiye’de değerlendirmeyi tercih ettiği için AKP milleti tüketime yöneltti, tarım ve hayvancılığı öldürdü, üretimi bitirdi, sanayinin ekonomi içindeki büyüklüğünü düşürdü. Dışardan aldığı paralarla milleti borca boğdu. Millet eskiden gelirinin %5’i ile borç ödüyordu, şimdilerde %50-55’lerle borcunu ödüyor. Millet krediyle ev aldı, araba aldı, tatile gitti. Yani AKP insanlarımızı suni ve geçici bir refaha boğdu. Toplumumuz tembelleşti ve üretim alışkanlıklarını kaybetti. Hane halkı borçlandığı gibi özel sektör de borcunu % 300-400’lere varıncaya kadar katladı. Özel sektör ucuz krediyi fırsat sanarak kredilerle borca dayalı büyüdü.

Hülasa, Ak Parti şunu yaptı: devleti borçlandırdı, hane halkını borçlandırdı, özel sektörü borçlandırdı. IMF’ye borcumuzu ödediler. Evet, ödediler. Ama IMF’den daha çok faize para veren yere borçlandılar, borcu borçla kapattılar. Halkımızı da tembel ve tüketen bir hale getirdiler. Bu hükümet giderken borçları milletin üstüne yükleyip gidecek.”

Bu günleri gösteren Allah’a şükrolsun!

Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı, partimiz kurulduğu dönemde AKP’nin bir proje partisi olduğunu ve AKP’nin kuruluşu aşamasında Amerika, İngiltere ve İsrail’den kişilerin Sayın Cumhurbaşkanı’nın da dahil olduğu siyasilere, iktidar ve menfaat vaatlerinde bulunduğunu söylemişti. Yabancıların Cumhurbaşkanı ve ekibinden bu vaatler karşılığında ise istediği üç şey vardı:

1- İsrail’in güvenliğini artırıp önündeki engelleri kaldıracaksınız.
2- Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu coğrafyasında sınırların değişmesine yardımcı olacaksınız.
3- İslam’ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.

Bugün gelinen noktada Genel Başkanımızın sözlerinin doğrulandığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Önce, İsrail’in uluslararası etkisini artırdığını, Türkiye’nin AKP hükümeti döneminde İsrail’e karşı verilen tavizleri, tanınan uluslararası hakları, yani perde arkasında İsrail’e destek verildiğini milletçe izledik. İsrail’i yönetenlere karşı kameralar önünde takınılan tavır tam tersini göstermesine rağmen, AKP hükümeti idaresindeki Türkiye, imzaladığı uluslararası anlaşmalar ve çalışma gruplarında verdiği oylar ile İsrail’in önündeki engelleri kaldırmış ve uluslararası alanda söz sahibi olmasına destek olmuştur.

Ortadoğu’nun durumu ise herkesin malumudur. 2000’li yıllardan beri Müslüman insanların yoğunlukta olduğu coğrafyamız düzenli olarak gayri milli unsurlar tarafından taciz edilmiş, milyonlarca insan evsiz kalmış, yüz binlerce çocuk anne-baba ve akrabalarını kaybetmiş, on binlerce anne-baba da evlat acısıyla yüreklerini dağlamıştır. Toprağı, insanı ve kültürü zengin bu topraklar gizli dış güçlerin ve onların yerel ortaklarının masum insanlara zulmettikleri topraklar haline gelmiştir. Menfaat uğruna yalanı meslek edinenlerin zulümlerini ise tüm dünya sessiz kalarak izlemeyi tercih etmiştir. Ortadoğu’da sınırlara müdahale edilebilmesi için artık hiçbir engel kalmamıştır.

Türkiye’nin son günlerdeki gündemi ise “islamı çağa uydurmak” kavramı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözleri oldu. Bu açıklamalar üzerine Genel Başkanımız Prof. Dr. Abdurrahim Karslı’nın Merkez Parti kurulduğu günden beri milletimize anlattığı kirli işbirliğinde AKP’den talep edilen son maddenin nihayet alenen dile getirildiğini görüyoruz. “İslam çağa uydurmak” için, tam da yabancılara verilen sözdeki gibi İslam’ın yeniden yorumlanmasına kalkışılacağı ortaya çıkmıştır.

Bu konuda Genel Başkanımızın twitter hesabından yaptığı açıklamaları ve yıllar önce bu konu hakkındaki açıklamalarını içeren televizyon programının videosunu bir kez daha milletimiz ile paylaşmak isteriz:

“Ya Rabbim Sen ne büyüksün. İçimi yakan, can damarımı kesen ve vatanıma, milletime, dinime zarar veren, BOP denilen pisliği ve baş belasını bu millete anlatabilmişim. İslam’ın güncellenmesi denilince neyin akla geldiğini ve nereden çıktığını artık bu millet biliyor… Çok şükür.

Bu gün Twitter hesabıma baktığımda çok sevindim. Tweetlerden anladım ki, Merkez Parti’nin kurulmasıyla başlatılan “AKP bir proje partisidir” gerçeği artık herkes tarafından biliniyor. Bu millet bundan sonra bile bile zarara razı olursa o da kendi bileceği bir iştir.

AKP’nin en büyük yalanı ise, bizim hayrımıza çalışmayan bu devletlerle ve istihbarat örgütleriyle beraber çalıştığı halde millete aksini anlatıp ve yutturmasıdır. Fakat zamanla bu yalan ve hileler de er geç anlaşılacaktır. İnşallah o zamana kadar daha büyük zararlar vermez.

Türkiye’nin geldiği noktaya bakıldığında aslında her şey ortada ve açık. KHK ile idare edilen, emniyet ve hapishanelerin olağanüstü yoğunlukta olduğu, icra dosyalarını koymak için yer bulunamayan, ekonomisinin yerlerde süründüğü ve borç batağında bir ülkede yaşıyoruz.

Olsun bu gün ülkede bütün olumsuzluklara rağmen bir “reisimiz” var. O bize yetiyor. Zamanı ve yeri gelince ne lazımsa yapar ve yapacaktır. Hükumetin hikmetli işlerini de biz bilemeyiz. Susup bekleyelim…

Reis beşer hukukunun anasını ağlattı, ne dediler; “hukuk siyasetin köpeğidir”. Kimseden ses çıktı mı? Yakında bir iki KHK ile de İslam hukukunu güncellerse kimseden ses çıkmaz ve İslam’ı da gelişen çağa uydurmuş oluruz. Kendimizi İslam’a uyduramadık bari İslam’ı kendimize uyduralım.”

Genel Başkanımızın 2014 yılında yaptığı açıklamaların yer aldığı videoya aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:
https://www.youtube.com/watch?v=aUYizxBfnxo

İl Başkanları Toplantısı Duyurusu – 11.03.2018

Sayın Genel Başkanımızın uzun süren rahatsızlığından sonra, yeni bir heyecanla yapılan Genel Kurulumuzun ardından, yeni yönetimi ile ilk günkü heyecanla 11.03.2018 tarihinde yapılacak olan İl Başkanları Toplantısı’nda bütün il başkanlıklarımızın iyileştirilerek yeni il yönetimlerinin oluşumu, ardından sırası ile tüm ilçe başkanlıkları gözden geçirilecektir.

Bütün il başkanlarımızı 11.03.2018 Pazar günü Genel Merkezimizde (Cevizlidere Mah. Cevizlidere Cad. 1239 Sok. No: 2 Kat:1, Balgat, Çankaya – Ankara) yapılacak olan İl Başkanları Toplantısı’na bekliyoruz.

Merkez Parti Genel Sekreteri

Yaşar Asiler

 

Merkez Parti Kongresi Kurucular Kurulu

unnamed (1)

Değerli Merkez Parti Ailesi ve Kıymetli Gönüldaşlarımız,

Merkez Parti Kongresi Kurucular Kurulu 17.02.2018 tarihinde saat 13.30’da Merkez Parti Genel Merkezi’nde (Cevizlidere Mah. Cevizlidere Cad. 1239 Sok. No: 2 Kat:1, Balgat, Çankaya – Ankara), çoğunluk sağlanamadığı takdirde ise ertesi gün 18.02.2018 tarihinde, saat 13.30’da yine Merkez Parti Genel Merkezi’nde yapılacaktır.

Saygılarımla,

Yaşar Asiler

Merkez Parti Genel Sekreteri

Karslı: Aydınlık yarınlara Cumhuriyet ilke ve idealleri sayesinde ulaşacağız

“Bağımsızlık karakterimdir” kararlılığı ile ezelden beridir hür yaşadığını ve hiçbir tahakküme boyun eğmeyeceğini bütün dünyaya ilan eden büyük Türk Milleti, hakkı olan aydınlık yarınlara Cumhuriyet ilke ve idealleri sayesinde ulaşacaktır.

Bu nedenle içinde bulunduğu imkan şerait ne kadar olumsuz olursa olsun mevcudiyetimizin ve istikbalimizin yegane temeli olan Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmekten asla vazgeçmeyecektir. Bu büyük sorumluluğa sahip çıkacağına inancım tamdır.

Bu önemli günde, yurt içindeki ve dışındaki bütün vatandaşlarımızın, geleceğimizin umudu olan sevgili çocuklarımızın ve gençlerimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum. Bütün vatandaşlarımıza selam ve sevgilerimi sunuyorum.

Prof. Dr. Abdurrahim KARSLI
Merkez Parti Genel Başkanı